Kaynak
www.mydoom.org
İlk geometrilerin tümü, kendi doğası nedeniyle sezgiseldir. Bunlar daha çok ilk insanların çevresinde görünen doğal şekillerdir. Bu geometriler daha çok görsel türdedir. İkinci olarak şekillerin ölçülmesi aşaması gelir. Dörtgenlerin ve üçgenlerin ölçülmesi ilk kez Mısır’da Ahmes’in (İ. Ö. 1550) papirüsünde görülür. Bu papirüs İ. Ö. 1580 talihinden önce yazılmıştır, b tabanlı ve h yükseklikli ikiz kenar üçgenin alanının bh/2 olduğu verilmiştir. Yine aynı papirüste d çaplı bir dairenin alanının (d-d/9)2 yazımına eşdeğer olduğu yazılmıştır. Bu yazımlara göre pi sayısı yaklaşık olarak 3.1605 dolaylarındadır. Bu formül geometrik şekilden yaklaşık olarak elde edilmiştir. Bu formül Babillilerde de aynıdır. Bu söylediğimizi kanıtlayan tabletler vardır. Çin’in yerli geometrisi de bu türdedir. İ. Ö. 1100 yıllarında yazıldığı sanılan Çinlilerin ünlü Nine Sections (Dokuz Bölüm) kitabında dik açılı üçgen ve ispatsız olarak Pisagor teoremi vardır. Daha sonraki Çin geometrilerinde ölçümleri içeren çok zeki buluşlar vardır. Yine geometrik görünümle Pisagor teoreminin ispatı yapılmıştır. Bu geometrik şekille verilen kitabın İ. Ö. 2000 yıllarında yazıldığı sanılıyor.
Hintlilerin yerli geometrilerinde de matematiksel bir ispat yoktur. Daha çok görsel ve deneysel ölçülere dayanan kuralları vardır. Bunlar da o kadar ileri bir geometri oluşturmaz. Bin yıllık bir süre boyunca kullanılan Yunan geometrisi ise daha çok görseldir. Eski Roma geometrisi daha çok kullanım alanlarına yöneliktir.
Arazi ölçümleri, şehir yerleşimleri, su kanalları ve savaş sanatında geometriyi Romalılar iyi kullanmışlardır. Fakat bunlar görsel geometriyi fazla kullanmamışlardır. Zaten görsel geometrinin kökeni Yunanistan’da başlamıştır. Bu çalışmalar ilk kez Tha-lesin (İ. Ö. 600) yapıtlarında görülür. Thales bu teoremleri Mezopotamya’da ve Mısır’da kullandıklarını görür. Altı teoremle önderlik eder ve bu teoremlerin ispatlarını yapar. Matematikte ispat yapma Thales’le başlamıştır. Thales’in bu ispatları zamanla kaybolmuş arma, ondan sonra bunları öğrenenler gelecek kuşaklara aktarmıştır. Bin yıl süren bu görsel Yunan geometrisi zamanla gerilemiş ve yeni bir çalışma getirilmemiştir.
Batı Avrupa’nın uyanmasından önceki yüzyıla kadar Yunan kültürünü ve geometrisini tam olarak müslümanlar anlamıştır. Yunan klasiklerini, geometrilerini, fen bilimlerini ve felsefelerini Arapça’ya çevirmişlerdir. Fakat ne Euclit’in ne de Apollonius’un çalışmalarına gerçek ve gözle görünür bir katkı ve ekler yapmamışlardır. Okullaşma olmadığı için gelecek gençlere bu çeviriler öğretilmemiş, bu kitaplar sadece neredeyse bir süs olarak sarayda kalmıştır. Yaptıkları hizmet, kaybolmaya yüz tutmuş Yunan klasik-ni, matematiklerini ve düşüncelerini Arapça çevirileriyle Avrupa’ya iletmişlerdir. Aslında bu da bir hizmet sayılır.
Avrupa’daki karanlık çağda biri Boethius’un (510) diğeri de Euclit’in (L Ö. 300) Sements isimli kitabı vardı. Bunlardan sonra Gerbert’in (1000) ve Fibonacci’nin (1202) geometrileri sayılabilir, Ama bu geometriler İskenderiye geometrilerinden ileri bir düzeyde değildi. Avrupa’nın geometrisine yine 1482 yılında ilk baskısı yapılan Euclit geometrisi oldu. Zaten çok iyi düzenlenmiş ve yazılmış olan bu geometriler Avrupa’ya hızla yayıldı ve her tarafında bilinir oldu. Euclit’in geometrisinin ardından yavaş yavaş geometri ürünleri ortaya çıkmaya başladı, On yedinci yüzyılın başlarında analitik geometri ve 1639 yılında da Desargues’ın (1593-1662) izdüşüm geometrisi basıldı. Analitik geometri Descartes (1596 -1650) ve Fermat (1601 -1665) tarafından aynı dönemlerde yapıldı. Fermat yaptığı çalışmaları yayınlamadığı için analitik geometrinin bulunması onuru Descartes’e verildi. Analitik geometri kısaca geometri İle cebir arasındaki ilişkidir diye söyleyebiliriz. Geometri ile cebir arasındaki ilişkiyi ilk kez Descartes çıkardığı için büyük bir matematikçi olmuştur. Desargues’ın izdüşüm geometrisi matematikçilerin çok dikkatini çekmiş ve on dokuzuncu yüzyılda çıkacak olan geometricilere coşku ve esin kaynağı olmuştur.
Analitik geometri bulunduktan sonra Apollonius’un (İ. Ö. 262-190) konikleri sentetik ve analitik olarak yeniden incelenmiştir. Sadece konikler değil, eski Yunan geometrisi yeniden analitik olarak gözden geçirilmiştir. Sentetik geometrinin tüm problemleri bir kezde analitik olarak kanıtlanmıştır.
Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i. Ö. 450), geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Bu nedenle geometri sözcüğü Mısır kökenlidir. Kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Euclit geometri sözcüğünü kullanmamıştır. O bu sözcük yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Ele ments sözcüğünün Yunanca karşıtı stoicheia sözcüğüdür.
Euclit geometrisinin temeli nokta iie başlar. Pisagorcular noktayı küçük bir zerre olarak tanımlamışlardır. Bu tanım aslında Aristo’dan (İ. Ö. 340) alınmıştır. Eflatun (i. ö. 380), noktayı bir doğrunun başlangıcı olarak tanımlamıştır. Bu kez doğru nedir sorusu karşımıza çıkmaktadır. Altıncı yüzyılda yaşayan Simplicus, uzunluğun başlangıcı ve buradan doğru uzar. Ayrıca bölünemez diye noktayı tanımlamıştır. Hiçbir parçası olmayan ize nokta denir tanımını Euclit (İ.Ö. 300) yapmıştır. Heron (50) da aynı sözcüğü kullanmış, noktayı boyutsuz bir limit veya doğrunun bir limitidir şeklinde söylemiştir. Capella (460), hiçbir parçası olmayan şeye nokta denir demiştir. Modern yazarlar noktayı sanki tanımlı bir limit kavramıdır diye almışlardır. Dönemimizde de, nokta kabul edilen bir kavramdır. Noktayı kabul ettikten sonra işler kolaylaşır.
Eflatuncular, ensiz uzunluğa doğru demişlerdir. Aynı tanımı Euclit de almıştır. Yani noktanın hareketinden doğru elde edilir. Doğrunun hareketiyle yüzey ve yüzeyin hareket ile de hacim oluşturulur. Bundan sonra doğru, yarı doğru, doğru parçası, yüzey, düzlemsel yüzey, açı, çember, daire, çap, yarıçap, paralel doğrular ve dik doğrular gibi bir dizi geometrik tanımlar getirilmiştir.
İspatlanamayan gerçeklere aksiyom ismi verilir. Açıkça görülen fakat ispatlana-mayan gerçeklere de postülat denir. Euciit’in geometrisi tanım, aksiyom ve postülatlar üzerine kurulmuştur. Zaten matematik aksiyomatik bir düşüncedir. Belli şeyleri kabul ederseniz: onun üzerine matematiği kurarsınız.
Şimdi, Euclit’in beş aksiyomunu yazalım;
1. Aynı şeye eşit olan şeyler eşittir,2. Eşit şeylere eşit çokluklar eklenirse sonuç yine eşittir,3. Eşit şeylerden eşit çokluklar çıkarılırsa sonuç yine eşittir,4. Birbirleriyle çakışan şeyler birbirine eşittir,5. Bütün, parçalarından büyüktür.
Şimdi de postülatlara bazı örnekler verelim.
1. iki noktadan bir doğru geçer,
2. iki nokta arasındaki sürekli doğru sonludur,
3. Bir noktadan eşit uzaklıktaki noktaların geometrik yeri bir çemberdir,
4. Tüm dik açılar birbirine eşittir,
5. İki doğru bir doğru ile kesildiğinde kesenin bir tarafında oluşan iki iç açının toplamı 180 dereceden küçükse, bu iki doğru bu 180 dereceden küçük açıların bulunduğu tarafta kesişirler.
Bu postülatlar daha sonraki Yunanlı bilginler tarafından çok İncelendi ve geliştirildi. Sidonlu Zeno (İ. Ö. I. yüzyıl) farklı iki doğrunun ortak bir doğru parçası yoktur. Dördüncü ve beşinci postulatların birer teorem olduğu yine ileri sürülmüştür. Proclus (460) dördüncü postulatı bir teorem olarak almış, ispatlamaya çalışmış fakat başaramamıştır. Bu postülatın tersinin doğru olmasının gerekmediğini de ileri sürmüş ve bunu ispatlamıştır. Saccheri (1773) bu postülatı farklı bir yolla ispatlamıştır.
Matematikte en çok tartışılan ve önemli olan beşinci postülattır. Bu postülat daha çok paralellik postülatı olarak bilinir. Yani, bir doğruya dışındaki bir noktadan bu doğruya yalnız bir tek paralel çizilir ifadesi beşinci postülata eşdeğerdir. Bu nedenle beşinci postülat daha çok bu ifadeyle tanınır. Tarih boyunca bu postülatı ispatlamak için girişimlerde bulunulmuştur. Bunlardan önemli girişimler Ptolemy (85 – 165), Nasirettin elTusi (1200), VVallis (1660), Saccheri (1733), Lambert (1766), Legendre (1794) ve diğerleri tarafından yapılmıştır.
Proclus’un postulatına bir alternatif Playfair (1795) getirilmiştir. Playfair’in dünyaya tanıttığı postulat da şöyledir. Bir doğruya dışındaki bir noktadan yalnız bir tek paralel çizilir. Ya da kesişen iki doğru bir doğruya ve aynı doğruya paralel olamazlar. Aslında Playfair’in postulatı pratik olarak 1795 tarihinden önce biliniyordu. Çünkü, bu postülatı Joseph Fenn, Euclit’in Elemenfs isimli kitabını 1769 yılında Dublin’de yayınladığında »azmıştı. O da, iki paralel doğrudan birini kesen doğru diğerini de keser şeklindeydi. Proclus (460) tarafından verilen bu postülat VVilliam Ludlam (1785) tarafından da yazılmıştı. Zaten bu ileri sürülen postülatların tümü Euclit’in Elements isimli kitabının birinci cildinin otuz birinci sayfasında vardı. Yukarıdaki yazarların sunduğu postülatlar Euclit’in beşinci postulatının eşdeğer söylenişleriydi.
İlkel geometrinin düzlemsel geometri problemlerinin temelleri Euclit’in Elements isimli kitabında vardı. İkiz kenar bir üçgenin taban açıları da birbirlerine eşittir. Euclit’in birinci kitabının beşini önermesi olarak geçen bu teorem, ilk kez Thales (İ. Ö. 600) tarafından ispatlandığını Proclus (460) söylemektedir. Yine aynı teoremin farklı bir yoldan Pappus (300) tarafından ispatlandığını Proclus söylemektedir. Bu teorem Ortaçağ boyunca matematikçilerin dikkatini çekmiş. Roger Bacon (1250) da bu teoreme değinmiştir.
Benzer üçgenler kavramı Thales (İ. Ö. 600) ve onun öncesinden başlamış, Eude-mus’la (İ. Ö. 335) devam etmiştir. Benzer üçgenler Thales tarafından yanına varılamayan uzaklıkların ölçülmesinde kullanılmıştır. Bugün orta dereceli okullarda okutulan Thales teoremleri çok sevilen kurallardır. Yalnız, yanına varılamayan uzaklıkları ölçen ilkel bazı araçlar Babilliler tarafından yapılmıştır. Euclit, Babillilerin bu aletinin karışık bir şekil olduğunu yazar. Bir şekle uydurup ispatını da veremez. Bu şeklin ispatını daha sonraki yüzyıllarda el Nairizi yazarı bilinmeyen birinin açıklamalarına dayandırarak verir Bunun en iyi ürünlerini de Napolyon’un (1769 -1821) matematikçileri almıştır.
Thales’in benzerliklerini en iyi ve pratik olarak uygulamalarını Rönesans yazarları kullanır. Bunların en güzel şekillerini Belli’nin (1570), 1569 yılında yayınladığı çalışmasında görebiliriz.
Sevdiklerimize onları sonsuza kadar seveceğimizi söyleriz, hatta buna biz de inanırız. Oysa sonsuz o kadar uzak ki..- Sonsuzda ne biz varız, ne Dünya var, ne Güneş var, ne de Samanyolu var. Tüm kumsallardaki tüm kum tanelerini sayabiliriz. Ya da evrenin bilinen ölçüleri içinde kaç tane molekül olduğunu bile hesaplayabiliriz. Bu değerlerle düşünmeye başladığımız zaman içinde yaşadığımız zaman diliminin kıymetini daha iyi anlamaya başlarız. Onun ne kadar kısa, ne kadar değerli olduğunu görürüz. Matematikçilerin hayatı seven ama ciddiye almayan yaklaşımlarında bu sonsuz kavramıyla haşır neşir olmalarının bir etkisi var mıdır dersiniz?
Peki, bu sayma işlemlerinde kullandığımız sayıların kendilerini saymaya kalksak? Kaç tane tamsayı vardır dersiniz? Elbette sonsuz tane. Bu sonsuz kavramını kullanarak ondan daha büyük sonsuz kavramları da düşünebiliriz, Örneğin bir doğru üzerindeki herhangi iki farklı nokta arasındaki nokta sayısı daha büyük bir sonsuz değere karşılık gelir. İnsanoğlu sonsuz kavramına ancak kendini tekrar eden ve döngüye giren durumlarla yaklaşabiliyor. Sonsuz denince akla bu kavramı sanatta en iyi biçimde yakalayan ünlü grafik sanatçısı Esher geliyor. Birbirini çizen eller, birbirine dönüşen varlıklar ve içine girdiğiniz zaman sonsuza kadar çıkamayacağınız resimler.
Geometri sözcüğü Dünya’nın ölçümü anlamına gelir. Bu bilim dalı başlangıçta düzlemdeki ve uzaydaki şekillerin incelenmesini konu edindi. Adı geçen şekiller somut nesnelerden türemelerine karşın, geometri deneysel yöntemlerin kullanımını çok erken bıraktı. İspat öne çıktı. Bunun tersine, şekilleri gerçek nesnelerin ideal biçimine indirgemeye çalıştı. Parçaları olmayan nokta, bütün noktalarda kendine benzeyen doğru ve yüzeyler birer aksiyom olarak alındı. Öte yandan geometri, gözlemi de ölçmeyi de kullanmayan postülatlar ve sonuçlarla işleyen bir kanıtlama biçimine başvurdu. Babilliler ve Mısırlılarda önceleri ispat yoktu ve daha çok deneme yöntemi kullanılıyordu. Ama Thales (İ. Ö. 626 – 545) ve Euclides’le (İ. Ö. 300) gelen geometri tümüyle ispatlıydı.
Cebirsel yöntemlerin etkinliğini ve gücünü gösteren Descartes (1596 -1650), her tür düzlem geometri problemini bir denklemler dizisine indirgedi. Yani geometriyi aritmetikleştirdi. Bu dönemden sonra, sayısal koordinatlara dayanan bir gösterim biçimi kullanıldı ve şekilleri fonksiyonlar olarak ele aldı. Analitik geometri adı verilen bu yöntem, büyük bir ilerleme kaydetti. On sekizinci yüzyılda üç boyutlu uzay ve yüzeyler kuramını da kapsamına aldı. Bununla birlikte bu yaklaşım, yanlış olarak birleşmiş geometri de denilen arı geometrideki şekillerin sezgisel anlamından uzaklaştı.
On dokuzuncu yüzyıl boyunca, Rönesans’tan beri sanatçılar tarafından araştırılan gösterim tekniklerine, izdüşümsel geometri sistemleştirilerek matematiksel bir içerik kazandırdı. Böylece, bireşimsel yaklaşımın geri dönüşüne tanık olundu. Çünkü, Fransız matematikçi Poncelet (1788 -1867) ve Chasles (1793 -1880), şekilleri, bazı özelliklerini koruyarak değiştiren dönüşümlerin önemini gösterdiler.
Geometrideki kilometre taşları şöyle sıralanabilir. İsa’dan önce Thales, Euclides. Apollonios, Archimedes ilk akla gelenlerdendir. Daha sonra Descartes (1637), Desar-ques (1639), Lazer Carnot (1803), Jean Victor Poncelet (1822), Janos Bolyai (1823), Mİchei Chasles (1837), N. Lobaçevsky (1840), Bernard Riemann (1867), C. Fe1ix Klein (1872), David Hilbert (1899) ve Albert Einstein (1921) olarak sayılabilir.
ne biçim yer burası cebirsel yzdım geometri geldi
ne biçim yer burası cebirsel yazdım geometri geldi
aritmetikle ilgili neden adam gibi şeyler yoq
ne kadar değişik gerçekten bişe azıyom başka konu çıkıyoo
la hepinizin anasını sikiyim
sikik bebeleer
la sikerim hepinizin sülalesini ya
niye uzun yazdınız oha filan oldum yani
daha özenli olmanız gerkir aradıklarımın hiçbirini bulamadım
adını altın harflele yazdıracağım ama mezara
yHa cidden baya kötü sitee hytmda bukdr wasatını görmemiştmm!
yha cidden site çq kötüü haytmmda bukdr wasatınıı qörmemiştmm!):
ya ne bu pisagoru arıyorum yuok ne bu ya yani kim kurduysa bu siteyi artık ne diyim ki!!
çokkkk saçma bir siteeeeeeeee
aradığımı bulamadım
şaka yaptım şakaaaaaaaa
ne saçma bir site
eşlik yazdım ama geometri geldi
ben sadece eşliği aramıştım
aradığım soruyu bulamadım düzeltin bu siteyi
aradığım soruyu bulamadım düzeltin lütfen bu siteyi
lütfen daha özenli olun
çooooooook feciiiiiiiiiiii,
yazdıklarım için üzgünüm ama şaka yaptım dedim yağ
adım ne kerem ne ceyda nede seda
çaktınız köfteyi
yine şaka yaptım
ben şakacı çocuğum
adım ise ……………………….: Hİİİİİ
KIZMAYIN SÖYLEDİKLERİM İÇİN
ŞAKACI ÇOCUK
ben bu siteyi pek beğenmedim doğrusu.hiç bişi yok.şu fetiye kıl oldum.adam gibi konuşsa.çok terbiyesiz.böylelerinin ümüğünü sıkasım geliyoo.
cebirle ilgili bişiler yok muu ödev vardaa
yuh szie be şu yazdıklarınıza bakın utanmıysunuz demi insanmısın szi bee adan yapmaya çalışmış bişeler emek etmiş sizin söylediklerniize bakın
ayıp yaf (biri sizin sitenize emeğinize böyle şeyler yazsa hoşunuza gidermiydi
senin içine yaramıyosa başkasının işine yarıyorr
“”(emeğe saygı lutfen )”"
saygılarımlaa
“dadaş”
bu arada söylediklerimi sorun eden olursa
(uzaktakalma@hotma….com
burdayım herzaman görüşürüzz
” dadaş”
unutmadan ödev bulamayn varsa mail atabilir
yardsımcı olurum elmiden geldiğince
“dadaş”
pi sayısııı nerde yaa ben onu araştırıodum geometri de nerden çıktıııııııııııı:S:S:S
pi sayısı nerde ya ben onu araştırıodum geometride nerden çıktııı :S:S:S
offffffff
bari bilenler sölesin pi sayısı ilk kez nerede kim tarafından kullanılmıştırr =????
justin_girl_@hotmail.com
ne bu ya dogrudan aci yazdm karsima geometri cıktii olmazki ama bole adam akilli seyler koysunlar ozamn demi ya abii
ulan ne biçim site lan bu bissürü şey yazmışlar hiç bi sikim yok amına gom
berbat bi site
dönem ödevim içn “geometri nedir” kısmı çok yarar sağlayacak.. bu siteyi bilmiyordum ama teşekkürler.
site biraz daha iyi olabilir ödevler cok net bulunamayabıliyor
site biraz daha iyi olabiilir konular pek net değil
sitenizi ilk kez ziyaret ettim. sanırım yararlanabilirim. emeklerinize sağlık
yaw içine geometrinin kullanım yerlerinide koysaydınız keşke ve gerçektende sayılardan ve şekillerden eser yok.gereksiz bi yazı (özelliklede benim gibi fen lisesinde okuyan biri için)
bu yazıyı hazırlayan biri direk kopya etmiş farkındamısınız ama kopyaları karıştırmış bu hale getirmiş yani egttiğiniz küfürler sitenin deil asıl yazarların anasına gitti ve bu arada gerizekalıca yazılar yazıp internette gereksiz dolaşan şu şakacı çocuklardan kurtulmak lazım
lem doga ile ilgili geometri resimleri arıyorum yegene dersvermiş hocası götüne kodum hocası bu ne len böle dersmi olur a.q yauu
abi ben heron teoremini arıyorm bu bna ne dio yaa:S:S
bu site daha iyi olabilir aslında konuları daha göz önünde bulundurulmalı.aradığımızı daha kolay bulabilmeliyiz geometrinin tanımını daha çok belirtilmeli
ben aradığım hiç birseyi bulamadım ne biçim yer burası
a’=32q:98.23+98+09%9876%123j+4%+546+%%&/%57+/5%&+%+&%/%+/+5+84(/484%+(&%(8/&+8+8+&4/56+I/()&%)%6++%+^&^/+^/()(&%)%&%&+%+^^45622373343429494+^(&^(^&+3+85353432742442/+’+'/’%+2542%+’+%2%+67/542/%’/%’/25′/%’/%’%’542%+’+%27424572424′+’/+%’+%’+2424/+’+%’/%+’/+%’%+’%254′%’%’4%’/%+474525+’/%’542742/+’/+8^47&2652’225^’342254532
HANİ GEOMETRİNİN ESAS FORMÜLLERİ GEOMETRİ DEDİĞİNİZ ESAS BU FORMÜLDÜR….BİLMEZLER ETMEZLER:@
ŞŞAAAAAAAAAAAAAAAAKKKKKKKKKAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
Ne boktan bir site burası. Daha agır konusmuycam
Bu site bir umutsuz vaka
ya abii bu ne vallaha dönel permutasyon yaziyom
başka siktir boktan şeyler çikiyoo lütfen emeğe saygi diyosun dadaş ama nerde emek ben emek gösteren kimse görmüyom
emek alnin teri demek nerde emek adam nerde sacma sapan seyy koymus bos kalmasin diye bali yapamiyonuz bu işi birakinn!……..
eger dediklerimi katilan yada katilmayan varsa beni eklesin (osman-baba_o@hotmail.com) ok bekliyom…
sadece bir huyunuzu beğendim böle iletiler yazabiliyoz yani düsüncelerimizi böle bi sey düsünmenizi takdir ettim cünküü sizde sitenizin nasıl bi site oldugunu öğrenmisindirr ama bunlara biz yazi yazdikça bunlar reklam parasi aliyolar bence kimse yazmasin arkadaslarrr ok a.q ben bunlarin bu siteyi acanlarin tmm mi?
AHİ ANAFEN DERSANESİNİN SORU BANKASİNA BAKARİM DAHA COOK SEY BULURUM!……. ARKADASLAR BİDE BENİM İÇİN GRUP KORİDORUN HAKETMEDİM SENİ DİNLERSENİZ MUTLU OLURUM REKLAM VERDİM AMA NEYSEE TAVSİYE EDERİMM NT MAĞAZALARİ.COM
BULUTLARİN ÜZERİNDE RÜZGARİN MÜZİĞİYLE DANS EDERKEN GÖKTEKİ MELEKLERİN HUZURUNDA SANA SORUYORUM “BENİMLE EVLENİR MİSİN” (SARA)
SEFAA BENİ AFFET LTFNN SANA YALVARİYORUMM ÇORUMM
KAŞAĞI
Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbula gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasanla artık Dadaruhun yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruhla birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerimde duramaz,
- Ben de yapacağım! diye tuttururdum.
O vakit Dadaruh, beni Tosunun sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,
- Hadi yap! derdi.
Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.
- Kuyruğunu sallıyor mu?
- Sallıyor.
- Hani bakayım?..
Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.
Her sabah ahıra gelir gelmez,
- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.
- Yapamazsın.
- Niçin?
- Daha küçüksün de ondan…
- Yapacağım.
- Büyü de öyle.
- Ne zaman?
- Boyun at kadar olduğunda….
At, ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosunun hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasanla Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruhun penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbuldan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosunun yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.
- Sanırım acıtıyor? dedim.
Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbuldan gelen, üstelik Dadaruhun kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.
Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan… ALSANA ÖDEVV KAŞAĞİ KİTAP ÖZETİ
BU SİTE BERBAAAAAAAAAAAT! AYRICA ARKADAŞLAR ÇOOOOOOOOOOOK TERBİYESİZ…
ARADIĞIMI DA BULAMIYORUM. NE BÇİM SİTE BU YAAAAAAA!OFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFF!
OFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFFF! TAM SAYI YAZDIM GEOMETRİ ÇIKTI
ulan internetin amına koymusunuz birlik olup daha ne diyonuz ya sittirin gidin
ya şiktirin ne biçim şey ben baska aradım bu çıktı
iğrenç biyer ben size nerde kullanıldığını mı sordum ne olduğunu sordum
salakca
bk gibiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
bk gibiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
çok gzll